DUYURULAR
Super User

Super User

Pazar, 25 Haziran 2017 15:47

Ramazan Bayramınızı emeğin en yüce değer sayıldığı, barış ve kardeşlik dolu bir ülke ve dünya umuduyla en içten dileklerimizle kutlar, barışın, kardeşliğin ve paylaşımın büyütülmesine vesile olmasını dileriz.

Merkez Yurutme Kurulu

Perşembe, 01 Eylül 2016 09:05

Neredeyse her gün cenazelerin kaldırıldığı büyük bir mezarlık haline gelen ülkemizde ve coğrafyada  1 Eylül'ün bize çağrıştırdığı gibi, Dünya Barışının Kalıcı hale gelmesi, savaşların ve savaşların yol açtığı acıların son bulması en önemli temennimizdir.

1 Eylül; barış talebi ve umudunun en yüksek sesle dillendirildiği gündür.

BTS olarak insanların yaşam hakkının kutsallığına inandığımızı bir kez daha en güçlü şekilde haykırıyor ve 1 Eylül'ün Kalıcı bir Barışa Evrilmesi gerektiği inancıyla, Emek mücadelesinde olduğu gibi Barış ve Demokrasi Mücadelesini de kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.

1 Eylül'ün Dünya Barışına vesile olmasını temenni ediyor, tüm halkların 1 Eylül Dünya Barış Gününü en içten dileklerimizle kutluyoruz. 

Çarşamba, 31 Ağustos 2016 09:27

Bu haber "http://www.gazeteduvar.com.tr/ekonomi/2016/08/31/trenler-carpisan-otomobillere-donecek/ " adresinden 31/08/2016 tarihinde alınmıştır.

Hükümet, TCDD'nin özelleştirilmesi için yasal düzenlemeleri art arda çıkarırken sendika uyardı: "Demiryolları şu anda Allah'a emanet. Özelleştirme de olursa trenler çarpışan otomobillere döner!

ANKARA – Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Genel Sekreteri İshak Kocabıyık, Duvar’a, TCDD’nin özelleştirilme planlarını anlattı ve uyarılarda bulundu.

“Felaket tellallığı yapmak istemiyorum ama demiryolları şu anda Allah’a emanet durumda. Trafik emniyeti, tarihinin en zayıf döneminde” diyen Kocabıyık, sözlerine şöyle devam etti:
“Hiçbir plan, program yok. Sonucunun ne olacağı konusunda da kimsenin bir tahmini yok. Demiryollarının özelleştirilmesinin sonuçları çok daha ağır olacak, trenler çarpışan otomobillere dönecek.”

ÖZELLEŞTİRMEDE SON VİRAJ

BTS Genel Sekreteri İshak Kocabıyık’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Bugüne kadar mevzuatta birçok önemli değişiklik yapıldı. Bunun en önemli ayağı, TCDD’nin 2013 yılında,Taşımacılık A.Ş. ve TCDD olarak ikiye ayrılmasıydı. TCDD, alt yapı hizmetlerini üstlendi, Taşımacılık A.Ş. ise demiryolu işletmeciliğini. Kamu hizmeti ve kamu yararı esaslı çalışan TCDD kâr-zarar, gelir dengesi gözeten bir şirkete dönüştürülmek isteniyor. 19 Ağustos 2016 tarihli Demiryolu İşletmeciliği Yetkilendirme Yönetmeliği’yle demiryollarının özelleştirilmesinin önündeki son engel de kaldırılmış oldu. Almanya modelinin örnek alındığını söylüyorlar. Evet, Almanya’da işletmecilik ve alt yapı iki ayrı şirkette ama ikisi de devlete ait şirketler ve Türkiye’deki bu özelleştirme çalışmalarının bitmesini dört gözle bekliyorlar. Önümüzdeki yıllarca Almanya’nın devlet eliyle işlettiği demiryolu firmasının Türkiye Demiryolları’nı satın alacağını göreceğiz.

ÇOK BAŞLILIKTA KAZA KAÇINILMAZDIR

Dünyanın her yerinde demiryolları işletmeciliği zarar eder ama 100 otobüsle taşınacak olan yükü iki trenle taşımanın birçok toplumsal faydası vardır. Bu düzenlemelere göre treni işletmek, trafiğini düzenlemek, istasyonda çalışanlar, o istasyonun işletmecisi, trenin içinde çalışanlar, her biri farklı bir firmanın sorumluluğunda olacak. Peki hangi trene, nasıl öncelik verilecek? Bütün hizmetleri parçaladılar. Oysa demiryolu işletmeciliği bir bütündür. Çok başlılık felakettir, kaza kaçınılmazdır.

‘LİYAKAT SAHİBİ PERSONEL ATANSIN’

TCDD’nin yaptığı işi farklı firmalara yaptırmak için ‘şebeke bildirimi’ adı verilen, hangi hatta hangi trenin veya trenlerin gideceğini saptayan çalışmanın yapılması bekleniyor. Bu hayati önem arz eden bir iştir. TCDD ile Taşımacılık A.Ş. olarak ayrışmasıyla yaşanan personel açığına şimdi de Fethullahçı diyerek açığa alınan kadrolar eklendi. Liyakata bağlı, işi bilen arkadaşları bu kadrolara atamazlarsa güvenlikle ilgili zaafiyet daha da büyüyecek.”

Çarşamba, 03 Ağustos 2016 11:06

Sendikamızın Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi İshak Kocabıyık Hayat TV'de hemzemin geçitler hakkında bilgi verdi.

 

Çarşamba, 29 Haziran 2016 14:46

Dün akşam saat 21.50 sıralarında Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali'nin girişinde ve otoparkta üç ayrı patlama meydana geldi. IŞİD mensubu olduğu öğrenilen 3 terörist, Dış Hatlar Terminali'nde çevreye ateş açtı, ardından da üzerlerindeki bombaları patlattı. Saldırıda aralarında yabancı uyruklularında bulunduğu 36 kişi hayatını kaybederken, 147 kişi de yaralandı.

Bundan önce yaşanan terör saldırılarında olduğu gibi bu saldırıya ilişkin haberlere de yayın yasağı getirildi. Olay sonrası havalimanı tüm uçuşlara kapatılarak yolcular hava limanı dışına çıkartılıp Taksim Meydanına yönlendirilip ortada bırakılması,  yaralılar için kan bağışına ihtiyaç olup olmadığı yönünde iki farklı duyuru olması kriz için kurulan masanın krizi yönetemediği algısını doğurmuştur.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca saldırıyla ilgili olarak soruşturma başlatılmış ve soruşturma kapsamında, canlı bomba olan kişilerin Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsilerinin yapıldığı ifade edilmiştir. Olayın 10 Ekim Ankara Gar katliamı dosyasında beş IŞİD’çi hakkında kovuşturmaya yer yok” kararının verildiği güne denk gelmesi de İŞİD terör örgütüne yönelik devletin emniyet sel ve yargısal yaptırım ve önlemleri al(a)madığının göstergesidir.

Gerçekleşen saldırıda aralarında sivil vatandaşların da olduğu yaşamlarını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Şiddet sarmalını büyütecek, yeni kan ve gözyaşı dışında bir amaca hizmet etmeyecek saldırıyı kınıyoruz…

AKP Hükümeti topluma bu saldırıları kanıksatmaya çalışmak üzere “kararlılık” mesajları verdi, “endişe etmememiz gerektiğini” “güvenlik zafiyeti olmadığını” söyledi, güvenlik zirvesini topladı, basın yayın ve sosyal medyaya erişim yasakları getirdi.

Yüzlerce insanımız benzer saldırılarda yaşamını yitirdikten sonraki tavırlarından biliyoruz ki, bir tek yetkili bile istifa etmeyecek, toplumun muhalif kesimlerini suçlayarak mağduru oynayacaklar!

Yine biliyoruz ki, ülke içinde ve komşu coğrafyamızda savaş konseptinde ısrar eden, toplumsal kaygı ve güvensizlik ortamını kendi hedefleri için desteğe dönüştürmeye çalışan AKP Hükümeti bu şekilde yeni katliamlara davetiye çıkardığı gibi iç savaş çıkartarak halkları birbirine kırdıracak politikalar uygulamaktan vazgeçmelidir.

Bir kez daha yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar psikolojik travma yaşayan Havacılık Şube üyelerimize geçmiş olsun diliyoruz…

  BTS

MERKEZ YÜRÜTME KURULU

Perşembe, 31 Aralık 2015 12:50

DHMİ bünyesinde ARFF unvanlı çalışan arkadaşlarımızın bir süredir devam eden "teknik sınıfa" geçme çaba ve istemleri sendikamızca bilinmekte ve takip edilmektedir. Daha önce bu konuda gerek yürüyüşlerle, gerekse de hukuksal olarak sendikamızın tepkisini ortaya koyduğu ve ARFF çalışanlarının hakları için mücadele ettiği çalışanlarımızın hafızalarındadır. Bu çabalar neticesinde de yardımcı hizmetler sınıfından genel idari hizmetler sınıfına geçen ARFF çalışanlarının aslında hem yaptıkları iş, hem de kullandıkları teknik donanım gereği "teknik hizmetler sınıfı"nda yer almalarının gereği çok açıktır. 2014 yılında bu mağduriyetin giderilmesine yönelik 2 yıllık itfaiye okulunu bitirenlerin diplomalarının denkliğinin teknik olarak verilmesine yönelik YÖK'e yapmış olduğumuz yazışmalar halen devam etmekte olup, bu konunun da üniversiteler üst kurulunda olduğu tarafımızca bilinmektedir. Bu konuda yapılacak çalışmalar sendikamız açısından bir görevdir. Bunun yanı sıra çalışanlarımızdan gelecek her türlü öneriye de her türlü desteği vermeye hazırdır ve çalışanlarınızın yanındadır.

Perşembe, 31 Aralık 2015 08:09

2016 yılının tüm ezilen kesimler ve emekçiler adına; sömürünün, savaşın olmadığı, emeğin, barışın, demokrasinin ve dayanışmanın egemen olduğu

bir yıl olması dileğiyle; yeni yılınızı kutlarız.

Pazartesi, 28 Aralık 2015 15:57

Değerli Basın Emekçileri

Sondan söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: Endişeliyiz! Endişemiz büyük!

  • Atılan her kurşunda,
  • Çocuk, kadın, genç, yaşlı her ölümde,
  • Mahalle sokaklarına giren tankların palet seslerinin kulaklarımızı sağır edercesine çoğalmasında,
  • Sayısız ilçenin ve mahallenin tanklarla, toplarla, savaş uçaklarıyla abluka altına alınmasında,
  • Boşaltılan her okulda, her yurtta, her hastanede, her kurumda,
  • Sokağa çıkma yasaklarıyla, yüzbinlerce insanın "peşinen” açlığa, susuzluğa mahkum edilmesinde,
  • Bırakın sokağa çıkmayı, evinin penceresinden bakan kim olursa olsun namluların hedefi haline gelmesinde,
  • Yurttaşlık haklarını kullanamamaları bir yana, en temel hakları olan yaşama haklarının bizzat devlet tarafından ellerinden alınmasında,
  • Devlet güvencesiyle savaşa sürüklenen yoksul çocuklarının çaresizliklerinde,
  • Bir arada yaşama umudunun Geçen her gün, her saat, yüreğimiz ağzımızda, kulağımız gelecek acı haberi beklerken

ENDİŞEMİZ ARTIYOR!

Siz basın emekçileri de yakından tanıksınız ki; emek ve meslek örgütleri olarak defalarca kez, siyasi iktidarın, savaş politikalarını tırmandırarak ülkemizi sürüklediği "uçuruma” dikkat çektik. Çocukların, kadınların, gençlerin, yoksulların kanının aktığı, anaların gözyaşının kurumadığı, insanlarımızın yıllarca unutamayacakları acılar yaşayacakları ve iki halkın birarada yaşama umudunun gittikçe tükendiği bir savaşa ne içeride ne de dışarıda aslı razı olmadığımızı her alanda dile getirdik. Endişelerimizi, taleplerimizi ve çözüm önerilerimizi her fırsatta ve her zeminde dile getirdik.

Halkın barış isteğini haykırmak için 10 Ekim'de Ankara'da yapmaya çalıştığımız uyarı mitingi kana bulandı, isimlerini tek tek burada sıralamanın mümkün olmadığı, onur duyduğumuz 101 insan katledildi, onlarcası yaralandı. Dünya kamuoyunda lanetlenen bu cani saldırı açığa çıkartılıp tüm sorumluların yargı karşısına çıkartılması gerekirken, 10 Ekim Katliamı protestolarıyla ilgili bizlere soruşturma açıldı.Dünyanın başka bir köşesinde göremeyeceğiniz öyle bir hukuksuzluk ki bu, sendika yöneticilerimizin yanı sıra avukatlarımız da soruşturma kapsamına alındı.

Değerli Basın Emekçileri,

Biz emek ve meslek örgütleri olarak, sadece üyelerimize değil, halkımıza karşı da duyduğumuz sorumluluk ve vicdanlarımız gereği, bugün burada bir kez daha ülkemizin yüz yüze kaldığı bu trajediyi dile getirmek, sizin aracılığınızla kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

Doğu ve Güneydoğu'da uygulanan sokağa çıkma yasakları, "savaş hali”ni andıran askeri yığınaklar, okulların, hastanelerin ve devlet dairelerinin karargâhlara dönüştürülerek çatışmaların bütün bölgeye yayılmasıyla birlikte ilçeler, şehirler abluka altına alınıp boşaltılmakta, yüzlerce insan evlerinden alınarak kapalı spor salonlarına hapsedilmekte, çocuklar ve kadınlar hedef alınarak katledilmektedirler. İnsan cesetleri günlerce sokaklarda bırakılmakta, almaya çalışan yakınlarına ateş açılmaktadır.

Devlet, yaklaşık 3 bin 800 öğretmeni savaş boyutundaki operasyon öncesi hizmet içi eğitim adı altında ilçelerden çıkarırken 40 bin öğrenciyi kaderlerine terk etmekle ve sağlık emekçilerini hastanelere hapsetmekle çok tehlikeli bir mesaj vermiştir. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetleri savaş düzenine göre yeniden dizayn edilmektedir.

Bölgede belediye eş başkanlarının tutuklanması, eğitim ve sağlık emekçilerinin can güvenliklerinin ortadan kaldırılarak kamu hizmeti yapamayacakları hale getirilmeleri, sokaklara topların, tankların yerleştirilmesi, iktidarın iddia ettiği gibi sorunun sadece "hendek” olmadığını; asıl niyetlerinin Güneydoğu'dan Ortadoğu'ya uzanan büyük bir bölgenin savaş alanı haline getirmek olduğunu göstermektedir.

Tarihi eserlerin dahi tahrip edildiği bu süreçte, ardı ardına yapılan operasyonlarla elektriksiz, susuz kalan, açlık tehlikesiyle burun buruna gelen, evleri kurşunlanan, bombalanan, keskin nişancıların hedefi olan insanlarımızı çok daha büyük tehlikeler beklemektedir.Dünün "Beyaz Toros”larının yerini bugün "Siyah-Beyaz Ranger”lar almıştır.Tüm illerde yaygın gözaltı ve tutuklama operasyonlarıyla da AKP'nin savaş politikalarına karşı çıkan, mezhepçi/baskıcı/otoriter rejimlerini tesis etme doğrultusunda "pürüz” olarak görülen emek ve demokrasi güçleri sindirilmeye çalışılmaktadırlar.

Siyasi iktidar, Türkiye'nin saygın emek ve meslek örgütlerinin tüm bu endişelerine, taleplerine ve çözüm önerilerine gözünü kulağını kapatarak tam aksini yapmakta,yani savaş ve baskı politikalarını artırmakta, barış yanlılarına operasyonlar düzenlenmektedir.AKP iktidarının gözünü kan bürüyerek içeride ve dışarıda yaptığı tüm bu akıldışı politikaları sonucunda, dışarıda neredeyse kriz yaşamadığımız komşu kalmadı, içeride ise muhalif görülen her kesim baskı ve operasyonlarla sindirilmeye çalışıldı, düşman ilan edildi.

Artık miting yapmanın, sokağa çıkmanın, hatta pencereden dışarıya bakmanın dahi ölümü göze almakla eşdeğer olduğu bir Türkiye'de yaşamaktayız!Hatta bırakın muhalif olmayı, akıl tutulması yaşadığımız bu süreçte, Temmuz'dan Kasım'a kadar 44 çocuğun öldürüldüğü, 52 çocuğun da yaralandığı medyada yer almaktadır.

Bu bir "abartı” sayılmasın!.. Türkiye'nin doğusunda il il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak bu gerçeklik yaşanırken, Türkiye'nin batısında da muhalif olmak, bir gece yarısı yargısız infazlarda katledilmeniz anlamına gelmektedir.

Yaşam güvencenizin ortadan kaldırılması için artık karakollara götürülmeniz de gerekmiyor. İstanbul metropolünde son tarihlerde deDilek DoğanYeliz Erbay ve Şirin Öker sabah baskınlarında sorgusuz sualsiz katledildiler.

Türkiye'nin batısında, metropol bir ilinde yaşanılan infazlara gözü kulağı kapatılan bir toplumun, doğuda yaşanılan insanlık dramına karşı kayıtsız kalması nasıl açıklanabilir?

Egemenlerin bizlere yaşattıkları bu dram ülkemizle sınırlı da değildir. Sadece bölgemiz değil tüm dünya halkları barbarlık tehdidi altındadır. Emperyalist çıkarlar doğrultusunda etnik-mezhepsel temelde bölünen ve birbirine düşürülen, yerlerinden yurtlarından edilen, yoksullaştırılan halkların oluşturduğu Ortadoğu coğrafyasında yaşananlar bugün artık tüm dünyayı etkiler hale gelmiştir.

Hükümetlerin, IŞİD ve benzeri cihatçı örgütleri besleyen politikalarının bedelini tüm insanlık ödemektedir. Ege denizinde can veren Aylan bebeklerden, Lübnan'da, Nijerya'da, Kobane'de, Reyhanlı'da, Suruç'ta, Şengal'de, Lazkiye'de, Ankara'da, Paris'te katledilen yüzlerce insanın vebali bu insanlıktan çıkmış vahşi politikaları uygulayan egemenlerin üzerindedir.

Bizim ülkemizdeki vebali ise, iktidarını tahkim etmek ve baskıcı/otoriter bir rejim kurmak için savaş ve çatışmalardan medet uman, içeride ve dışarıda savaş konseptini tırmandırmaya devam eden AKP iktidarının boynunadır.

Şunu da söylemeden geçemeyeceğiz: İktidarın gücüne biat ederek onların suç ortaklığını yapanlar da en az onlar kadar suçludur!..

Biz emek ve meslek örgütleri olarak, duyduğumuz sorumluluk gereği, gidilen yolun, kan ve gözyaşlarının sel olup akacağı bir yol olduğunu; bu kirli savaşta çocukların, kadınların, yoksulların, işçilerin, emekçi halk kitlelerinin en ağır bedeller ödeyeceğini bir kez daha yineliyoruz.

Daha kaç kez söylememiz gerekecekse, bıkmadan, usanmadan tekrar tekrar söyleyeceğiz:

  • Savaş, ölüm, acı, gözyaşı ve yıkım demektir!
  • Savaş, cinayet demektir!
  • Savaş, baskı, şiddet ve sömürünün katmerlenerek artması demektir!
  • Savaş, emekçilerin ekmeğinin küçülürken zenginlerin kasalarının dolması demektir!
  • Savaş, emeğin haklarının tamamen ortadan kaldırılması demektir!
  • Savaş, demokrasi ve özgürlüklerin bitirilmesi demektir!
  • Savaş, insan haklarının, hukuk ve adaletin hiçe sayılmasıdır!
  • Savaş, çevrenin, doğanın tahrip edilmesi demektir!
  • Savaş, savaş kararı alanların çocuklarının değil, emekçi halk çocuklarının gönderildiği bir cehennem demektir!
  • Savaş sürdükçe halk konuşamayacak!
  • Savaş sürdükçe kan ve gözyaşı akmaya devam edecek!
  • Savaş sürdükçe onlar kasalarını dolduracak, halk yoksulluğa mahkum olacak!

AKAN KAN VE GÖZYAŞLARINI DURDURMANIN TEK ÇARESİ, HALKLARA KARŞI AÇILAN BU SAVAŞI DERHAL DURDURMAKTIR!

Bu çağrımıza AKP hükümetinin olumlu karşılık vereceğini beklemiyoruz. Zira onlar SAVAŞ İSTİYOR! Karşılık vermesi gerekenler, iktidarın, sermayenin, ırkçı milliyetçilerin çıkar sağladığı bu savaşa evlatlarını feda etmek zorunda bırakılacak olanlardır.

Duymayan kulaklara, görmeyen gözlere de sesleniyoruz: Bu topraklarda KİMSENİN ÖLMESİNİ İSTEMİYORUZ! Sendikalar olarak, meslek örgütleri olarak, demokratik kitle örgütleri olarak biz BARIŞIN TARAFINDAYIZ! Görevimiz, insanlarımızın öldürülmesine seyirci kalmak değil, insanları yaşatmaktır!

Bu iktidarın demokrasiye tahammülü yoktur. Yok ederek, yok sayarak, kırarak, ezerek, dökerek sorunları bitirmek, muhalefeti sindirmek istemektedir. Oysa çözümün ne olduğunu herkes biliyor. Çözüm, evrensel bir hak olan insan haklarının tanınması, temel sorunlarda demokratik çözüm için acil adımlar atılmasıdır. Çözüm, herkesin diline, kültürüne, doğasına özgürce sahip olmasıdır. Bunun bahşedilen bir lütuf değil bir ülkenin zenginliğinin açığa çıkması olduğunun herkesçe anlaşılmasıdır çözüm. Kısaca çözüm, Türkiye'nin gerçek bir demokrasiye kavuşmasıdır.

Onlarca ilçede başlatılıp tüm ülkeye yaymaya çalıştıkları savaş politikalarına karşı emek ve demokrasi güçlerinin daha etkin ve yaygın eylem ve etkinlikler gerçekleştirmesi ortak geleceğimiz ve bir arada yaşam zemininin ortadan kalkmaması için oldukça önemlidir.

Biz umudun, insanı insan yapan gücünü de biliyoruz. Bir gün insanlık umudun bilinmeyen gücünü ortaya çıkaracak; adaletsizlikleri kökünden söküp atacak; insanlık açlıktan, yoksulluktan, aşağılanmaktan kurtulacaktır.

Savaş isteyenler, katliam ve cinayetleri yaygınlaştıranlar şunu çok iyi bilsinler ki, bizler KARDEŞLERİMİZİN ELİNİ SIMSIKI TUTACAK, her koşulda birlikte olacak, birlikte mücadele edeceğiz. İki halkın birlikte yaşama umudunu yok etmeye çalışanlara inat, ortak geleceğimizi kurmak için daha da birbirimize kenetleneceğiz. Son kişi kalana kadar barış ve demokrasi mücadelesini sürdürmekten geri kalmayacağız.

Gün, yaşananları seyretme günü değil, "içeride ve dışarıda savaş!” çığlıkları atanlara karşı yüksek sesle ve cesaretle "ÖLDÜRÜLENLER BİZİM ÇOCUKLARIMIZ!.. YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ!..” diye haykırma günüdür.

 

Gün, SAVAŞI DURDURMA, BARIŞI İNŞA ETME Günüdür.

Bu nedenle diyoruz ki: YAŞATMAK İÇİN BARIŞA SES VER!

  • Bugün "barış” demek, savaş çığırtkanlarının politikalarına engel olmak demektir!
  • Bugün "barış” demek, iktidarlarını ve zenginliklerini korumak isteyenlerin çocukları, kadınları, gençleri, yoksulları savaş ateşine sürüklemesine karşı çıkmak demektir!
  • Bugün "barış” demek, işsizliğe, açlığa, sermaye köleliğine "hayır” demektir!
  • Bugün "barış” demek, yolsuzluklara, adaletsizliklere, hukuksuzluklara isyan etmek demektir!

Bütün bu nedenlerle biz,

SAVAŞA KARŞI BARIŞ İÇİN 29 Aralık 2015 Salı günü DİSK, KESK ve TMMOB olarak üretimden gelen gücümüzü kullanarak hizmet üretmeyeceğiz!

Aynı gün, öğle saatlerinde yerel örgütlerimizin belirleyeceği merkezi yerlerde kitlesel basın açıklamaları ile alanlarda olacağız.

Bütün emek ve demokrasi güçlerini savaşa karşı kardeşliği ve barışı inşa etmek için alanlarda yan yana olmaya davet ediyoruz.

DİSK-KESK-TMMOB

FOTOĞRAFLARLA B|T|S|



29 ARALIK 2015 GREVİ SAVUNMA ÖRNEĞİ (Üye Olanlar için)

29 ARALIK 2015 GREVİ SAVUNMA ÖRNEĞİ (Üye olmayanlar için)

 12-13 EKİM SAVUNMA ÖRNEĞİ | ÜYELERİMİZ İÇİN SAVUNMA ÖRNEĞİ - İNDİRMEK TIKLAYINIZ

12-13 EKİM SAVUNMA ÖRNEĞİ |  ÜYE OLMAYANLAR İÇİN SAVUNMA ÖRNEĞİ - İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

BTS KADIN KOMİSYONU'NDAN

BT|S| YAYINLAR