Sendikalarda çeşitli akçalı sorunlar, yolsuzluk, mali suiistimal ve nepotizm iddiaları sık sık gündeme geliyor. Bunların temel nedeni ülkede sendikal yapıların mali şeffaflık etkin denetim ve hesap sorulabilirlikten büyük ölçüde yoksun olmasıdır. Bu zihniyette inatla direnen çok sayıda sendika ve yöneticisi var.
Kamunun ve toplumsal örgütlerin (sendikalar, meslek örgütleri, toplumsal örgütler) mali işlerinin denetimi, şeffaflığı ve hesap sorulabilirliği son derece hayati bir konudur. Bugün sendikaların akçalı (mali) işlerinin denetimi ile sendikalarda nepotizm sorununu tartışmaya çalışacağım. Sendikalar bir yandan üyelerinin haklarının korunması için öte yandan genel toplumsal mücadele açısından son derece hayati örgütler. Siyasi partilerden sonra en önemli örgütler. İşçilerin ve çalışanların bireysel hak ve çıkarları yanında temel hak ve özgürlükler açısından da hayati rolleri var.
Öte yandan sendikalar kamusal örgütler olarak kabul edilmeli. Dar anlamda hükümet veya devlet örgütleri değil ancak halkın ve toplumun örgütleri durumundalar. İşleyişleri özel hukuk alanına tabi olsa da işlevsel olarak kamusal ve toplumsal örgütler. Yönetimleri seçimle iş başına geliyor, üyeleri ve kamu adına faaliyet yürütüyorlar. Bu faaliyetleri yaparken devasa kaynaklara hükmediyorlar. O nedenle sendikaların akçalı işleri kamusal ve toplumsal bir sorun olarak kabul edilmeli. Bugün son zamanlarda gündeme gelen iddialardan hareketle sendikaların akçalı işleri ve nepotizm meselesi üzerinde duracağım.
TEK ÖRNEK DEĞİL
Son günlerde ülkenin ikinci büyük ve memurların en çok üyeye sahip konfederasyonunun başkanı ve oğlu hakkında çeşitli iddialar gündeme geldi. Hemen söyleyeyim Memur-Sen ve Genel Başkanının sendikal politikalarını sıkça eleştiren biri olarak bu meselenin ve iddiaların sadece bir sendikaya özgü olduğunu söylemiyorum. Geçtiğimiz günlerde bir işçi sendikası hakkında da benzer iddialar gündeme geldi. Bu iddialar geçmişte başka sendikalar hakkında da gündeme geldi. Olayı kişiselleştirmek hem önemini azaltır hem de yapısal ve köklü nedenlerinin görmezden gelinmesine yol açar. Farklı sektörlere ve konfederasyonlara mensup çeşitli sendikalar hakkında bu tip iddialar ve haberler giderek artan biçimde gündeme geliyor.
Olayın ayrıntılarına vakıf değilim. Dosyanın kapsamını, detayını bilmiyorum o nedenle somut vaka üzerinden bir değerlendirme yapmayacağım. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Tekil örneklerden bağımsız olarak sendikaların akçalı işlerindeki sorunlar, usulsüzlükler sistemiktir yapısaldır. Bu tip kepazelikleri besleyen bir sendikal yapı ve mekanizma vardır.
Bu elbette bütün sendikaların çamura ve usulsüzlüğe battığı anlamına gelmez. Zaman zaman hükümet ve sermaye çevreleri sendikal mücadeleyi itibarsızlaştırmak ve gözden düşürmek için bu tip olumsuzlukları abartmakta ve hatta asparagasa bile vardırmaktadır. Örneğin Zonguldak maden işçilerinin 1990-1991 direnişi ardından öne çıkan sendika lideri Şemsi Denizer bir yandan arkadaşlarının ve kendisinin hatası öte yandan rakip bir sendikacının seçimlerde yıpratma amacıyla yaptığı operasyon sonucu günah keçisi haline getirilmişti. Bu nedenle sendikaların akçalı işleri konusunda kararlı, ilkeli ve ancak bir o kadar da dikkatli davranmakta yarar var.
Geçen aylarda ve son günlerde ve gündeme gelen çeşitli iddiaların ayrıntıları bir yana bu iddialar karşısında yapılması gereken bu iddialara açık, somut yanıt vermek üyelerin ve kamuoyunun vicdanını tatmin etmektir. Bunun yapılmadığını, bunun yerine iddiaların ya görmezden gelindiğini veya geçiştirildiğini görüyoruz. Etkin bir denetimin ve şeffaflığın ilk koşulu iddialara karşı açık, net, geçiştirmeyen yanıtlar vermek ve sorularla muhatap olabilmektedir. Alnı açık olan, yaptığı işlemlere güvenen bunları göğsünü gere gere açıklıkla savunur. Bir takım yapay bahanelerin ve sözde gerekçelerin arkasına saklanmaz.
İşin bu kısmı önemli. Çünkü yapılan iş kamusal ve sendikal etiğe, hukuka ve kamu vicdanına uygunsa savulması kolaydır. Değilse işte o zaman dolambaçlı yollar başlıyor. İşte o zaman bir bit yeniği olduğundan şüphe etmek lazım. Ben çeşitli akçalı iddialarla karşılaşan sendikacıların (sadece sendikacıları değil kamu idarecilerinin ve siyasi memurların) muhataplarının karşısına çıkıp iddiaları yanıtlamaları gerektiğini düşünüyorum. Elbette haber yapılırken herkesin lekelenmeme hakkına uygun davranmak lazım. Ancak kamusal bir makamda oturuyorsanız hakkınızda iddialar olacak, bunlar haber olacak siz de bunlara yanıt vereceksiniz, hesap vereceksiniz. Kamusal, siyasal bir makamı işgal etmenin en önemli yönü budur.
Kamusal görevlerde olanların kendileri ve yakınlarının radarda olması olağandır. Çünkü iktidar denetlenmediğinde kötüye kullanılan bir güçtür ve basının en önemli işlevi bu denetimi sağlamaktır. Basının bu görevinin son zamanlarda “halkı yanıltıcı haberi yaymak” gibi totaliter rejimlere özgü yasaklarla engellenmeye çalışılması basının kamusal denetim gücüne karşı oluşturulan hukuksuz bir engellemedir. Aralarında Alican Uludağ, İsmail Arı ve Merdan Yanardağ’ın da olduğu çok sayıda gazetecinin bu nedenle tutuklanması meselenin vahametini ortaya koymaktadır.
SENDİKALARIN AKÇALI İŞLERİNDE SORUNLAR
Sendikalarda çeşitli akçalı sorunlar, yolsuzluk, mali suistimal ve nepotizm iddiaları sık sık gündeme geliyor. Bunların temel nedeni Türkiye’de sendikal yapıların mali şeffaflık, etkin denetim ve hesap sorulabilirlikten büyük ölçüde yoksun olmasıdır. Bunlar tek tek kişisel sorunlar değil bütün bir yapının ve zihniyetin yarattığı sorunlardır. Kuşkusuz bu durumu besleyen sistemik ve yapısal koşullara ve zihniyete direnen çok sayıda sendika ve sendika yöneticisi var.
İlkeli, mücadeleci ve dürüst sendika yöneticilerinin varlığı bu durumun otomatik sonuç yaratmadığının kanıtı. Dahası sendikalar gerek tüzükleri gerekse uygulamalarıyla ve kurum kültürleriyle, denetim kapasiteleriyle bu olumsuzluklara karşı direnebilirler. Nitekim çamura bulaşmayan nice sendika ve sendikacının varlığı bu işin başka türlü yapılabileceğini gösteriyor. Kamusal ahlak, sınıf bilinci ve terbiyesi ile tutarlı kişilik yapısı son derece önemli rol oynuyor. Ancak bunlar yeterli değil. Bunları tamamlayan kamusal ve örgütsel mekanizmalar da şart.
Sendikaların akçalı işleri konusundaki en önemli sorun şeffaflıktır. İşçinin aidatına dayanan yapılar olan sendikalar büyüklüklerine bağlı olarak ciddi miktarda mali kaynağa hükmediyor. Sendikaların mali olarak güçlü olması önemlidir. Mali olarak güçlü sendikalar hem üyelerinin hem de toplumsal sorunların etkili savunucusu olabilir. O nedenle sendikaların mali gücünün artışı önemlidir. Ancak güç artışıyla paralel olarak şeffaflık ve denetim şarttır. Bugün gerek kamu kurum ve kuruluşlarının gerekse şirketlerinin önemli bir bölümünün mali yapısına açık kaynaklardan erişmek mümkündür. Kuşkusuz gizlenen, üzeri örtülen veriler var. Ancak bunların üzerine gitmek mümkün. Sınırlı da olsa devletin ve şirketlerin şeffaflığı konusunda epey mesafe alınmış durumda. Peki sendikalarda durum nedir?
Sendikaların gelir ve giderlerine, giderlerinin/harcamalarının ayrıntılarına, bilançolarına, ulaşmak mümkün mü? Maalesef pek mümkün değil. Sendikaların bu şeffaflığı kendilerinin sağlaması gerekiyor. Dahası bu mevzuat gereği sendikaların denetim raporları ve faaliyet raporları, bilançoları uygun araçlarla kamuoyuna açıklanmak zorunda. Mevzuat bu uygun yollardan birinin resmi internet siteleri olduğunu söylüyor. Günümüzde her sendikal yapının internet sitesi var. Ancak maalesef bu mecralarda sendikaların mali raporlarını ve akçalı işlerine dair detayları görmek mümkün değil. Oysa bunları hükümet biliyor, işverenler biliyor ve bankalar biliyor. Kim bilmiyor üyeler ve kamuoyu. O halde hükümetin ve patronun bildiğini işçiden saklamak niye.
Kamuoyu, halka açık bir şirketin bilançosunu biliyor. Hükümet harcamalarının ayrıntılarını biliyor. Seçilmiş bir siyasetçinin maaşını biliyor ama sendikaların bilançoları, gelir ve giderleri ile sendika yöneticilerinin ücretleri sır. Bu saçma bir durumdur. Seçimle işbaşına gelenler, kamusal işlev görenler kurumsal harcamalarını ve kişisel mali durumlarını kamuoyu ile paylaşmak zorundadır. Bunun lâmı cimi ve bahanesi olmaz! Açın bilançoları ve hesaplarınızı. Bu hem yasal zorunluluk hem de kamusal sorumluluk.
Öte yandan sendikalarda ciddi bir denetim sorunu vardır. Sendikaların denetim organlarına seçilenler başkanın ve yönetimin listesinden seçildikleri için ve çoğu sendikada fiili başkanlık rejimi olduğu için kurum içi denetim genellikle kağıt üzerinde kalmaktadır. Bunu gidermek için yasayla getirilen dış denetim mekanizması da bağımsız değildir. Sendikanın para ödeyerek tuttuğu dış denetçinin sendika yönetimi rahatsız edecek bir rapor vermesi pek mümkün değildir. Çünkü özerk değildir. Özerk olmayan dış denetim raporları bile kamuoyuna açıklanmıyor.
Geçmişte sendikalar üzerinde bir idari denetimi mekanizması vardı. Bu mekanizma zamanla bir siyasi baskıya dönüştüğü ve kötüye kullanıldığı için kaldırıldı. Ancak ben hükümet güdümünde olmayan bağımsız bir kamusal denetinin yararlı olacağını düşünüyorum. Bunun sendikaların bağımsızlığı ile çelişmeyeceği kanısındayım.
ETİK İLKELER VE NEPOTİZM
Sendikalar kurumsal ve tüzüksel düzenlemelerle akçalı işlerdeki suistimallerin ve nepotizmin önüne geçebilirler. Sendikal alandaki önemli sorunlardan biri de nepotizmdir. Nepotizmi kısaca akraba, eş dost kayırmacılığı olarak ifade etmek mümkün. Kamusal alanda sık örnekleri görünen nepotizm sendikal alanda da örnekleri görünen diğer mali suistimaller gibi ciddi bir sorundur. Bir sendikacının oğlunun kızının, eşinin, akrabalarının sendikacının pozisyonundan ötürü elde ettiği ayrıcalıklar, konumlar ve kazançlar nepotizm olarak adlandırılabilir.
Son günlerde gündeme gelen bir sendikacının mahdumuna ilişkin iddialar nepotizmin tipik örneğidir. Bunun başka örnekleri de gündeme geldi. Bir sendikacının sendikal gücü ve konumunu yakınları için kullanması nepotizmdir. Bu iş güç sağlamaktan, ihale vermeye ve sendikal konum nedeniyle akrabalara ve yakınlara sağlanan imtiyazları da kapsar. Sendika yöneticilerinin bunlardan uzak durması sadece etik ilkeler gereği değil, sendikal işlevleri gereğidir de. Aksi halde paçasını patrona, işverene ve hükümete kaptıran sendikacı esir alınmış da olur.
Nepotizm en büyük sendikal ve kamusal suistimallerden biridir. Gerek diğer akçalı sorunlara gerekse nepotizme karşı en önemli ilaç şeffaflık, denetim ve hesap verilebilirliktir. Anatüzük bu konudaki en önemli araçtır. Sadece kural yetmez bu kuralın gereği kamuoyu denetimine açılmalı ve şeffaflık sağlanmalıdır. Dahası sendika üyelerinin hesap sorma bilincinin gelişmesi ve hesap sorma hakkının güvence altına alınması şarttır.
Sendikal alandaki oligarşik eğilimlere, mali usulsüzlüklere, suistimallere ve nepotizme karşı sendika içi demokrasinin güçlenmesi örgütsel ve tüzüksel kapasitenin artması lazım. İddialardan ve haberlerden rahatsız olanlar şeffaf davransın, hesap versin, denetime açık olsun. Hodri meydan bütün sendikalar mali hesaplarını, denetim raporlarını şeffaf biçimde internet sitelerinden ilan etsin. Buradan başlayalım. Bu kişisel bir mesele değil. Sorun kişisel veriler değil. Seçimle işbaşına gelenlerin, kamusal yetki kullananların mali hesapları şeffaf olmalıdır.
11 MAYIS 2026
Kaynak: BirGün







